|
Gizli anlaşmalar İsrail’i mi gösteriyor?
Ruhat Mengi, 11-Haziran-2009, Vatan Gazetesi
İlk kez mayınlı arazinin temizlenmesi karşılığında “44 yıllığına temizleyen yabancı firmaya” devri meselesinin konu edildiği 31 Mayıs tarihli Her Açıdan’da gündeme geldi gizli anlaşmalar. Uluslararası araştırmalarıyla tanınan yazar Aytunç Altındal; “Yunanistan-Türkiye-İsrail-Suriye” dengesinin önemli olduğunu, Türkiye ile İsrail arasında da çok sayıda gizli anlaşma bulunduğunu söyledi.
Daha sonra Türk Silahlı Kuvvetleri ile İsrail Silahlı Kuvvetleri arasında 42 özel anlaşma olduğunu, sadece 1989 ile 99 yılları arasında tam 20 yeni anlaşma imzalandığından söz etti ve İsrail’in “mayınlı arazinin temizlenmesindeki özel yeri ve konumunu da bu gizli anlaşmaların sağladığını” belirtti.
KİME TOPRAK SATIŞI?
Ve bunların hepsinden sonra Başbakan Erdoğan kendi konuşmasında bu “gizli anlaşmalara” değindi, DSP-MHP-ANAP hükümeti döneminde İsrail’le gizli anlaşmalar yapıldığını doğruladı ama “gizlilik nedeniyle” bunları açıklayamayacağını söyledi. Salı günü Milliyet’te Fikret Bila bu konudaki köşe yazısında: “Başbakan’ın konuşmasından bu anlaşmaların toprak satışıyla mı, başka bir konuyla mı ilgili olduğu tam anlaşılamadı” diyor ve konuyu inceden inceye irdeliyordu.
Anayasa’nın 90’ıncı maddesinde; Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak anlaşmaların onaylanmasının Meclis’in bunu bir kanunla uygun bulmasına bağlı olduğunu hatırlatmış; “eğer bir önceki hükümet Anayasa’ya aykırı anlaşmalar yaptıysa bunu takip etmek Başbakan’ın görevidir. Eğer yapılan anlaşmalar Anayasa’ya uygunsa ve mevzuat uyarınca gizlilik kaydı taşıyorsa o zaman da Başbakan’ın bunu muhalefete eleştiri fırsatı yapmaması gerekir” demişti.
Tabii yazısının sonunda haklı olarak “bir önceki hükümetin koalisyon ortağı olan partilerin de toplumu bu konuda aydınlatmaları beklenir” diyordu ama gizlilik kaydı varsa onlar da bunu yapamaz.
MİLLET DEDEKTİF KESİLDİ
Burada asıl sorun milletin büyük bir duyarlılık gösterdiği ve “İsrail alacak”, “onlar için kutsal topraklar” gibi endişeleri de açıkça dile getirdiği bilinen mayınlı araziler konusunda kafaların bu tür sözlerle daha da karıştırılması... Madem ki Meclis’in haberi olmadan ve o onaylamadan gizli bir anlaşma yapılması mümkün değildir o zaman Başbakan neden söz ediyor? TBMM’nin de haberi olmadan yapılmış anlaşmalar varsa Türkiye’nin geleceğini yakından ilgilendiren anlaşmalara kim veya kimler kendi iradeleriyle imza atıyor? ABD ile ve diğer ülkelerle yapılmış kaç gizli anlaşma var?
Haydi, madem ki “şeffaflık” tan, temiz siyasetten söz edilmekte, gizli ve karanlık işlerin üzerine gidilmektedir, o zaman TBMM bize bu anlaşmaların bilindiğini, Anayasa’ya aykırı ve gizli olmadığını söylesin.
Ki rahatlayabilelim. Milletçe bilmece, bulmaca çözmekten, dedektif kesilmekten, komplo teorileri dinlemekten bıktık usandık çünkü!
***
Davanın neden açılmadığı anlaşılıyor!
RTÜK dün Deniz Feneri davası süreciyle ilgili olarak ve RTÜK Başkanı Zahid Akman’ın “görevden ayrılıp ayrılmamasını” görüşmek üzere toplandı ve CHP kontenjanından olan 3 üyeye karşılık AKP’nin seçtiği 5 üyenin oylarıyla “Akman’ın Başkan olarak kalmasına” karar verildi.
Her ne kadar arada Bülent Arınç, Köksal Toptan ve birkaç AKP’linin daha “istifa etmesi gerektiği” yönünde sesleri duyulduysa da AKP’nin genel olarak “Deniz Feneri’nin Türkiye ayağı” ve “Alman Mahkemesi’nin asıl failler dediği isimlerle ilgili” görüşü 5 AKP üyesinin aynı yöndeki oylarıyla açıkça görüldü.
Böylece Deniz Feneri davasının Türkiye’de 1 yıla yakın süredir savsaklanıp hala da açılamamasının nedeni, siyaseten korunmakta oldukları da iyice anlaşılmış oldu.
Şimdi artık Başbakan istediği kadar “hukuksuzlukların üzerine gideriz, sümen altı etmeyiz” desin, inandırabilir mi sizce?
Türkiye artık hukuk devleti olmaktan kesinlikle çıkmıştır!
|