
yıl 1955
seni köşkün bahçesinde gördüm
kır çiçekleri, taflanlar ve sümbüller
emektar zerdali ağacına yürüdün
soyu tüketilmiş bir ağaç ile
soyunu tüketmeyi kurmuş
bir kadın,
yıl, 1955
seni köşkün bahçesinde gördüm son kez
keşke görmez olsaydım
yıllar geçti, geçmedi gözlerindeki hüzün gözlerimden
taflanların arasında incecik gururlu bir beden
sessiz, ıssız ve renksiz bir aleme göçtüm
boynunda mor halkalar,
yıl, 1955
|
meryem ve hilal
işte yanlış özlemlerin, işte karabasanlı düşlerin,
işte verdiğin sözler, işte tutabildiklerin.
işte önceler, sonralar ve muhtemel sevişmeler,
işte biriktirilmiş güzellikler, işte gizler.
işte gizli ürpertiler, işte karanlık serüvenler,
işte kurutulmuş güller ve bir Anı-Defteri dolusu Ben.
işte aykırı tanrılar ve binlerce yıllık örgütlü yalanları
işte boyunları vurulmuş yatırlar, işte ermişler, işte mezarları.
işte Mehdi, işte Deccal, işte Sen ve Sensizlik,
işte alâmetler, işte tufanlar, işte kıyametler.
işte tam şurada bulutların ardında,
işte beklediğin beyaz atlı Mesih.
işte "O Benim" diyen Tanrı'nın Oğlu,
işte Tanrı'dan çok Tanrı olmak isteyen adam
işte Istavroz, işte Palvus ve aldattıkları,
işte İhanet, işte Palvus'un anlatmadıkları.
İşte inanmak istediğin masallar,
İşte tam yanlarında, biraz bana doğru, Meryem ve Hilal.
saçlarından bir savaşçı
nicedir
düşünmüyordum sizi,
ve dağ bayır yanıbaşımda bulduğum
sevecen bakışlarınızı,
ve iyimserliğinizi,
ve okuduklarımıza anlam katan
boğuk sesinizi
ve silahınızı
ve büyük yüreğinizi
ve karşılıksız dostluklarınızı
ve uyarılarınızı.
Nicedir ablukaya düşmemişim demek.
|
bir sorusu var çözüm bekleyen
kaç bin yıldır oluyor, bu böyledir
bir harfi bir harfin üstüne taşıyan Adam.
ağızlarında kargaşa başladı yine
yürekleri susturmak, silahlarında.
bilmem, aklında arar iyi midir
bir kalemi bir kağıda aşılayan Adam.
yoksa gül yetiştirmeyi mi düşlüyorsun hâlâ,
birinin boynunu vuruyorlar, birinin sırtında kurşun.
kapıdaki bu işarette ne
bir bekleyeni bir beklenenden çıkaran Adam.
kalmak mı, en iyi kaçak sensin,
daracık bir yoldan, yeni bir kimlikle.
ölmek ustalık işidir, ölmesini bilenler için.
teşvikiye'de bıraktın gözlerini
bakışlarını izliyorum, içim ürperiyor
kahverengiden bataklık - yeşiline dönüşüyor gözlerin
bedenin sabırsız ve istekli, yüreğin bomboş
biliyorum şu paylaştığımız aşk değil, ettir.
turkuaz-menevişler dalgalanıyor gözlerinde, bu kez ben değilim,
yeni adlar, yeni anılar yazmak istiyorum sır defterine
nar çiçeği dudakların karşılıyor arzuları, asansör boşluklarında
yine akşam oluyor, yine bir odalık serüven başlıyor teşvikiye'de
.........................
gözlerinden belli yüreğin yine bomboş.
gitmek vakti
kırık-ikindiler indi sulara, hanımelleri soldu
vakit kahırlanmak için çok geçtir artık.
yeraltı nehirlerine mi karışsam bundan böyle
yoksa kırılası fay hatlarında mı beklesem seni.
iyisi mi sen yine sorular sor, ben yine susayım,
gidişini kolaylaştırayım ama gözlerin yüreğimde kalsın. |